Kültür-Sanat Haber Girişi : 03 Haziran 2021 18:02

Erzurum Köprüköy’de ‘Dünden Bugüne Tapu ve Kadastro’ sergisi…

Erzurum Köprüköy’de ‘Dünden Bugüne Tapu ve Kadastro’ sergisi…

* Volkan YAPAN yazdı... Mesai saati henüz yeni başlamıştı. Köprüköy Kaymakamlık binasının içerisinde, ilçe de ikamet edenlerin çeşitli kurumlardaki iş ve işlemleri için telaşlı koşuşturmaları görülüyordu. Kimi İlçe Tarım Müdürlüğü’nde çiftçi kayıt sistemi işlemleri ile ilgileniyor, kimi Mal Müdürlüğü’nde veraset vergisi işlemi ile bir aşağı bir yukarı gidip geliyorlardı. Bu telaşın arasında kaymakamlığın zemin katında tapu müdürlüğü çalışanları olarak, yarına açılışını yapacağımız ‘Dünden Bugüne Tapu ve Kadastro’ sergisinin portrelerini, malzemelerini itina ile yerleştiriyorduk. İşte tam da o anda sergi şövalyesine yerleştirilen portreye bir vatandaş eğilmiş dikkat ile bakarken yüz hatlarında gereksiz bir şeye bakıyor izlenimine vardım.

 

 

Köprüköy ilçesinde daha önceden hiç yapılmamış olan tapu ve kadastro sergisinin nasıl bir tepki alacağı kuşkusu hep içimdeyken, karşımda merakla karışık, isteksizce bakan kişiyi görünce, aklıma Bayburt iline gelen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının konseri sonrasında gazetelere atılan meşhur manşet geldi. ‘Bayburt Bayburt olalı böyle eziyet görmedi’. Acaba Köprüköy Tapu Müdürlüğü olarak verdiğimiz bunca emek, hazırlıklarını yaptığımız dünden bugüne Tapu ve Kadastro sergisinin de aynı ‘eziyete’ sebep olma ihtimali olabilir miydi?

 


 
Hazırlıklara yardım etmeyi bırakıp, aklımdaki bu sorunun cevabını bulmak için, belli belirsiz yüz hatları ile bakan sergimizin ilk misafirinin yanına yaklaştım. Tapu ve Kadastro teşkilatının 174. kuruluş yıldönümü vesilesiyle gerek Erzurum'da gerekse ülkemiz tarihinde değer gören eserlerin Erzurum Tapu ve Kadastro Bölge Müdürlüğü ile Köprüköy Tapu Müdürlüğü tarafından paylaşıldığını, şu an baktıkları eserin Erzurum Atatürk Evi tapusunun olduğunu söyledim. Cumhuriyetin ilanından sonra 13 Eylül 1924 tarihinde Atatürk'ün Erzurum'a gelişinde belediye başkanı Nazif Bey tarafından kuyumcuya yaptırılan altın anahtar ile birlikte tapusunu devredildiğini anlattıktan sonra tapu senedinin Arşiv Dairesi Başkanlığınca yapılan restorasyon görseli ile birlikte anlattım. Beni dinledikten sonra, tablonun mutfağını bile anlatmışsınız dedi. Erzurum'un Yakutiye ilçesinde sürekli yanından geçtikleri bu yerin anlamını şimdi bilmesine sevindiğini söyledi.


  

 

Ardından incelediğimiz ikinci eser, 1048 (Rumi) tarihli Antep'te Mustafa ağa’nın Vakfettiği yerin Mülknamesi görseliydi. Mustafa Ağa, 17.yy da başmimarlık yapmış ve Osmanlılarda çok önemli yapılara imza atmış birisi olarak, döneminde başarılı kişilere verilen Mülknamenin bu örneğinin içerisinde dükkan ve değirmenlerinin vakfedildiğini söyledim. Bunun üzerine birlikte Mülknamedeki Başmimar kadar yapılan yapıları önemseyenlere çokca ihtiyaç olduğunu birbirimize söylemeden geçemedik.


 

Diğer baktığımız eser ise, ‘Eyaleti Cezayir-i’ye ait Ruznamce defteri’ idi. Ruznamce, Farsça günlük anlamına geliyordu 1517 yılında Barbaros Hayrettin Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılan Cezayir'in vergi kayıtları gibi tutulan günlük kayıtlarının bu eserde yazıldığını anlattım. O dönemden bugüne gelen bu eseri görmenin şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu.


 

Ardından mühür örneklerinin anlatıldığı tablolara baktık. Mühür örneklerine kısmen göz gezdirdikten sonra, eliyle gösterdiği tabloda üçe ayrılmış mühür vardı. ‘Nasıl da kolayca kırılmış’ dedi. Ufak bir tebessüm ile kendisine baktım. Mührün, bilinçli olarak ayrıldığını, günümüzde üçlü kararname olarak adlandırdığımız bürokratik işleyişin o dönemdeki uygulama şekli olduğundan bahsettim. Her parçasının ayrı ayrı devlet adamların da yer aldığını, üçünün onayı ile bir idari işlemin gerçekleştiğini söyledim. ‘Vay be’ demekten kendini alamadı sergimizin ilk misafiri. ‘Devlet geleneği nasılda dünden bugüne devam etmiş’ dedi. Sergimizin adının da ‘Dünden Bugüne’ olduğunu aynı tebessümümü koruyarak söyledim.

 

 

Sonrasında, serginin diğer kısmı olan, henüz yeni yerine yerleştirilen kadastro ölçüm ve tespit malzemelerinin sunulduğu masaya geçtik. Hepsini tek tek anlattım. Şablonlarla pafta kenarlarının çizildiği rapido kalemlerin yazılışını; alan hesaplama malzemelerinin hesap tekniğini ve taşınmazların ölçüm malzemeleri olan teodolit, çelik şerit metre, prizma tekniğinin nasıl kullanıldığını anlattım. El emeği, göz nuru ile ölçülen araziler, çizilen haritalar ve yapılan tapu işlemlerinin ne kadar güçlü, zorlu ve yoğun bir sürecin sonunda oluştuğunu söyledim. Kendisi dün mahalle kahvesinde yapılan bir sohbetten bahsetti. ‘Yetmiş sekizli yıllarda yapılan kadastroyu beğenmemiş bizim köylüler. Çaylarını höpürdeterek içerken, yeniden kadastro isteyeceklerini söylüyorlardı. Bu masadaki malzemeleri gördükten sonra yarın hepsini bu sergiye çağıracağım. Bakalım oturdukları yerden höpürdetilen çay kadar kolay mı bu işler?’ diye söylendi.


 

Devamında, sergimizin en son kısmı olan birkaç tane fotoğrafın sergilendiği alana geldik. Kadınlı, erkekli, oldukça eski görünümlü, siyah beyaz, mühürlü fotoğraflara baktıktan sonra bana doğru dönerek soru soran gözlerle baktı. Bu kişilerin Erzurum'da resmi tapulama ile ilk işlemlerinin yapıldığı kişiler olduğunu söyledim. Evet bu kişilerin hiçbiri ünlü ya da tanınmış kişiler değildi. Ancak tapu müdürlükleri için onlar gibi, bugüne kadar işlem yapılan her bir vatandaşımız bizim için değerliydi. El yazısı ile imzası ile hiçbir zaman kaybolmayacak şekilde arşivlerimizde saklı kalacaktı. İşte en çok da bu an duygulandırdı ilk misafirimizi. Zira insanoğluydu. Bu dünyadan göçüp gittiğinde, kendine ait olan, kendinden olan bir şeylerin kalması hissi. Tarih evvel zamanlarda kimi unutulmamak için mağaralara bir resim çizerken, kimi sazın tellerine vurmuş; kimi zafer kazanmasıyla, kimi yenilgileri ile kendilerine ait bir şey bırakmış. İlk misafirimiz, dolan gözleri ile bana bakarken, ‘dedem, gariban biriydi, hiç görmedim, hep anılarını duydum. İl merkezinde zamanında tapuda işlem yapmış. Tapu müdürlüğüne gitsem el yazısı, fotoğrafı duruyor mudur?’ dedi. Onayladığımı görmek yetti kendisine. Aynı onaylı bakışlar ile teşekkür etti ve işlerini tamamlamak için yanımdan ayrıldı.

 

 
 

Arkasından biraz bakakaldım. Herhangi bir yerin herhangi bir kişisine değer veren bir kurum olabilmiştik. Peki varı ve yoğu olmayanların izini, kim yada kimler tutacak? Diye içimden geçirmeden edemedim. Artık gönül rahatlığı ile yarım bıraktığım hazırlıklara dönerken, yarın açılacak sergimizin, Bayburt’un yaşadığı ‘eziyeti’ yaşamayacağından emindim artık.

 

 

------

* Volkan YAPAN (Köprü Köy Tapu Müdürü)

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Nizamettin ŞEN 05 Haziran 2021 09:30

    Her kuruma her kurulaşa böyle ileri görüslü müdürler lazım Volkan bey iyiki varsınız

  • Şerafettin yavuz 04 Haziran 2021 16:32

    Emegineze sağlık, çok güzel olmuş...