Soğuk kentin yakışıklısı

Bir zemheri sabahıydı.

 

Anasının yeni ateşlediği sobanın yanındaki yer yatağında kedi gibi kıvrılmış yatıyordu soğuk kentin yakışıklısı.

 

Anası bal çalar gibi işaret parmağıyla dudaklarına dokundu, burnunu sıktı, yanağına bir buse kondurdu. Uyanmıştı önce gerneşti ardından uzun uzun esnedi. Yeni doğmuş yavru gibi gözlerinin kısık aralığından etrafı kolaçan etti. Odada sabah sabah bir koşuşturma vardı ki sormayın. Anası yere sofra hazırlıyordu.

 

Renkleri solmaya durmuş mavi çiçekli sofra bezini odanın ortasına serdi, üç ayaklı ahşap peşgunu üstüne yerleştirdi. Sobanın üstündeki güğümlere su aşladı, kahvaltılıkları ahşap sofraya sıraladı, sobanın fırınına üç dört avuç başparmak büyüklüğünde patates attı, çayı demledi, bir konserve kutusuna doldurup nar gibi kızaran sobanın üstüne koyduğu yumurtaları kontrol etti evin yorulmayan varlığı. Özenle saymıştı yumurtaları, herkes bir tane.

 

Tandır ekmeklerini sobanın üstünde ısıttı, tazecik olmuş sanki tandırdan yeni çıkmışlardı. Ekmeğin kokusu bekleyenlerin burnunun direğini kırmıştı. Herkes kalkmış aç kurt gibi gözünü peşguna sıralanan kahvaltılıklara dikmişti.

 

Terlemişti koşturmaktan evin mübareği. Leçeği ile terini sildi, sedirin kenarına tünedi ve nefeslendi, yanakları al al olmuştu. Özenle hazırladığı sofraya baktı. Hemen hemen hazırdı sofra.

 

O sırada anasını seyrediyordu soğuk kentin yakışıklısı, ‘yoruldun anam koşturmaktan otur hadi’ diye seslendi. Anasına hiç kıyamazdı, anası da ona, sinesine bastırdı onu. O başkaydı, evin son beşiği anasının Anadolu’da bir kentte zemheri ayında doğurduğu yakışıklısıydı.

Kıymetliydi.

 

Elizabeth Stone, “Çocuk sahibi olmaya karar vermek çok büyük bir adımdır. Çünkü bu aynı zamanda kalbinizin sonsuza dek vücudunuzun dışında yürüyerek dolaşması demektir” demiyor boşuna.

 

Anasının sonsuza dek vücudunun dışında atacağı son evladı, bu dünyadaki son iziydi o. Maaile oturdular sofraya, evin baş tacı soğuk kentin yakışıklısı oğlunun yumurtasını soydu, elleriyle ikiye böldü, tuzunu serpti ve gülümseyerek önüne bıraktı. Başını okşadı mübarek elleriyle.

 

Hane halkı sofrada resmi geçit yapan kahvaltılıklara saldırmıştı adeta. Tandır ekmeklerine gövermiş çeçil peynirler basılıyor, özenle katlanıp dürüm yapılıyordu. Çaylar birbiri ardına tazeleniyordu.

 

Tereyağı boca edilmiş issi somunlar yutuldu, yumurtalı döğmeçler ümüklerde resmi geçit yaptı. Hane halkı coşa gelmişti bir kere. Tıka basa doydular.

 

Sırayla peşgundan uzaklaştılar, kahvaltı bitmiş herkes tısdımbıl olmuş gerilmişti. Geri çekilip ot yastıklara dallarını verdiler. Evin babası uzun uzun geğirdi, sanki İsrafil sura üflüyordu. Kısa bir süre sonra evin babası işe gitti, çocuklar ise sokağa fırladı.

 

Soğuk kentin yakışıklısı evin bahçesindeki derme çatma odunluktan ayaklarına parlak demir çakılmış tahta kızağını aldığı gibi mahallenin girişindeki dik yokuşta aldı nefesi.

 

Kızağının üstüne anası keçi derisinden kürk geçirmişti üşümesin diye. Atladı kızağına bıraktı kendini yokuştan aşağıya. Ayağının birini dümen gibi kullanıyordu ustaca. Soğukmuş ayazmış kulaklarını ellerini ve ayaklarını hissetmiyormuş, ne gam!

 

Bu keyfe kimse gem vuramazdı. Zemin bembeyazdı. Üstü tozak kar altı ise buz. Tam kızakla kaymalık yani. Yokuşu bitirdiğinde nefeslendi, soğuktan gömgök olmuş elleriyle sildi buzun üstündeki taze yağmış toz karı. Başındaki bereyi çıkardı, buzu ayna gibi kullanarak saçlarını taradı. Kızağın ipini çeke çeke yokuşun başına kadar geldi. Terlemişti, zemheri soğuğu saçlarındaki teri dondurmuştu. Derin bir nefes aldı, iki elini birleştirdi yumruk yapıp ağzına dokundurdu ve üfleyerek ellerini ısıtmaya çalıştı.

 

Anası, ‘soğuğa delikanlılık sökmez yakışıklım’ derdi hep. Soğuk kentin yakışıklısı ikinci inişinin ardından iliklerine kadar üşüdüğünü fark etti ve evin yolunu tuttu. Odunluğa girdi, kızağını duvara dayadı ve eve koştu. Nar gibi olmuş sobanın arkasına kıvrıldı. Düşleriyle baş başaydı yine. Yorgunluktan ağırlık basmıştı, yavaş yavaş gözleri kapandı ve derin bir uykuya daldı.

 

YUKARIDA OKUDUKLARINIZ SOĞUK KENTİN YAKIŞIKLISININ RÜYASINDAN İBARETTİR.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Feramuz Öznülü 14 Mart 2024 16:37

    Rüyalar gerçeği yitirenlerin sığınağı, özrü...