Erzurum Post-(İSTANBUL) — Sürdürülebilir Kalkınma ve Kent Araştırmaları Derneği (SÜRKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Turan Ağ, yoğun yağışların yol açtığı sel ve su baskınlarını değerlendirerek, yapı güvenliği, altyapı kapasitesi, kent estetiği ve sosyal hakların birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.
Yaşamını yitiren yurttaşların ailelerine başsağlığı, afetten etkilenenlere geçmiş olsun dileklerini ileten Ağ, kurtarma ve iyileştirme çalışmalarında görev alan kamu çalışanlarına, belediye ekiplerine ve gönüllülere teşekkür etti.
Sarıyer’de özellikle Ayazağa’da yaşananların, İstanbul’un diğer ilçeleri ve Sakarya’daki hasarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Ağ, afet sonrasındaki müdahalenin kalıcı risk azaltma yatırımlarıyla tamamlanmasını istedi.
“BİNA SAYISI ARTARKEN HİZMET KAPASİTESİ AYNI ÖLÇÜDE BÜYÜMÜYOR"
İstanbul’un büyümesiyle teknik ve sosyal altyapı üzerindeki yükün arttığını belirten Ağ, bazı bölgelerde metropolün ihtiyaçları ile mevcut sistemlerin taşıma kapasitesi arasındaki uyumun bozulduğu görüşünü dile getirdi.
Yağmur suyu ve kanalizasyon sistemleri, ulaşım bağlantıları, enerji hatları ve acil müdahale yollarının birlikte güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ağ, şöyle konuştu:
“Bina sayısının artması, kentin hizmet kapasitesinin aynı ölçüde arttığı anlamına gelmiyor. Konutlarla birlikte okul, sağlık tesisi, yeşil alan ve güvenli kamusal mekân ihtiyacı da büyüyor. Metropolün büyümesi, taşıyamayacağı yükler üretmemelidir.”
“KENTSEL DÖNÜŞÜM ACİL BİR GÜVENLİK PROGRAMIDIR"
Sarıyer ve İstanbul’un farklı ilçelerindeki yapı stokunun deprem, sel, heyelan ve yangın tehlikeleri karşısında değerlendirilmesini isteyen Ağ, bina güvenliğinin yalnızca yapım yılına veya dış görünüşe bakılarak belirlenemeyeceğini vurguladı.
Güncel yapı envanteri, mühendislik incelemeleri ve risk önceliklendirmesi gerektiğini kaydeden Ağ, teknik açıdan uygun yapılarda güçlendirme seçeneğinin de değerlendirilmesini istedi.
“Kentsel dönüşüm acildir” diyen Ağ, dönüşümün bina ölçeğiyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yeni bina yapılırken suyun geçeceği alan, itfaiyenin ulaşacağı yol ve insanların kullanacağı açık alan da düşünülmelidir. Yoğunluğu artırıp aynı altyapıyı kullanmaya devam eden bir uygulama, yeni sorunlar doğurabilir. Gerçek dönüşüm, binayla birlikte mahallenin güvenliğini ve yaşam kalitesini yükseltmelidir.”
BOĞAZİÇİ'NDE KORUMA VE GÜVENLİK BİRLİKTE ELE ALINMALI
Boğaziçi’nin öngörünüm ve geri görünüm bölgelerine ilişkin tartışmalara da değinen Ağ, bu ayrımın temel dayanağının 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu olduğunu hatırlattı. Ağ; 3194 sayılı İmar Kanunu, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve ilgili alanlarda 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bölgelerin hukuki koşullarının aynı olmadığına dikkat çeken Ağ, genel bir yapılaşma serbestisi veya her yerde yoğunluk artışı öngören bir yaklaşımı savunmadıklarını söyledi.
Ağ, koruma hükümlerinin sürekli erteleme gerekçesine dönüştürülmesini ise şu sözlerle eleştirdi:
“Öngörünüm veya geri görünüm diyerek gerekli incelemeleri, planlamayı ve güvenli yenileme arayışını sürekli ertelemek, kanaatimizce sorunu devleştiriyor. Koruma mevzuatını hareketsizliğin bahanesine dönüştüremeyiz. Mevcut hukuk içinde yapılabilecek işler geciktirilmemelidir.”
Gerçek bir mevzuat engeli bulunması hâlinde sorunun somut olarak ortaya konulmasını isteyen Ağ, gerekli düzenlemelerin Boğaziçi’nin koruma amacını zayıflatmadan, bilimsel ve katılımcı biçimde tartışılması gerektiğini belirtti.
“Boğaziçi’ni korumak, orada yaşayan insanı da korumayı gerektirir” diyen Ağ; siluetin, tarihî dokunun, doğal yapının ve can güvenliğinin aynı planlama yaklaşımı içinde korunabileceğini vurguladı.
KENT ESTETİĞİ DÖNÜŞÜMÜN BİR PARÇASI
Kent estetiğinin yalnızca cephe düzenlemesi olarak görülemeyeceğini ifade eden Ağ; sokak ölçeği, kıyıya erişim, yeşil alan sürekliliği, erişilebilirlik ve kamusal mekân niteliğinin dönüşüm projelerine dâhil edilmesini istedi.
Ağ, “Düzenli, erişilebilir, sağlıklı ve çevresiyle uyumlu bir kent yaşamından söz ediyoruz. İnsan güvenliğini, mimari niteliği ve doğayı aynı projede buluşturmalıyız” dedi.
" POLİTİKA ÜSTÜ OLMAK , FARKLI GÖRÜŞLERİ DIŞLAMAK DEĞİLDİR"
Kentsel güvenlik çalışmalarının politika üstü bir sorumluluk olduğunu belirten Ağ, insan hayatının korunmasının parti aidiyetlerinin önünde tutulması gerektiğini söyledi.
Konunun ideolojik kamplaşmalarla karmaşıklaştırılmasının çözümü geciktirdiğini savunan Ağ, farklı görüşlerin dikkate alınmasının ise çok boyutlu bir değerlendirme için zorunlu olduğunu vurguladı:
“Politika üstü olmak, görüş farklılıklarını yok saymak değildir. Mahalle sakinlerinin, mühendislerin, şehir plancılarının, mimarların, çevre bilimcilerin ve sosyal politika uzmanlarının katkısı aynı karar sürecinde değerlendirilmelidir. Ortak ölçümüz bilim, hukuk ve kamu yararı olmalıdır.”
DÖNÜŞÜM BARINMA VE GEÇİM GÜVENCESİ ÇAĞRISI
Dönüşümün sosyal boyutunun ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Ağ, maliklerin yanı sıra kiracıların, küçük esnafın, yaşlıların ve engellilerin ihtiyaçlarının gözetilmesini istedi.
Güvenli barınma, geçici taşınma ve geçimin sürdürülmesine ilişkin çözümlerin uygulamanın başında kurulması gerektiğini ifade eden Ağ, insanların kaygılarını dikkate alan, takvimi ve sorumlulukları açık bir sürecin hem güveni hem uygulama hızını artırabileceğini söyledi.
COP31 ÖNCESİNDE YEREL UYUM YATIRIMLARI GÜNDEMİ
SÜRKAD’ın kamuoyu çalışmasında da iklim değişikliğine uyum ile afet riskinin azaltılmasının birlikte ele alındığını belirten Ağ, tek bir sel olayının iklim değişikliğinden ne ölçüde etkilendiğinin özel bilimsel araştırma gerektirdiğini hatırlattı.
7552 sayılı İklim Kanunu’nun uyum ve planlama yaklaşımına işaret eden Ağ, deprem güvenliği ile iklim dirençliliğinin ortak yatırım programlarında buluşturulmasını istedi.
9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e de değinen Ağ, Paris Anlaşması ve Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi’nin yerel güvenlik ihtiyaçlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek açıklamasını şöyle tamamladı:
“Merkezî yönetimin, belediyelerin, üniversitelerin ve sivil toplumun ortak bir programda buluşmasını istiyoruz. Sorumlu kurumları, bütçesi ve takvimi belli dönüşüm ve altyapı yatırımları gerekiyor. Boğaziçi’nin güzelliğini, İstanbul’un geleceğini ve insanımızın can güvenliğini birlikte korumak zorundayız. Ertelenen her güvenlik yatırımı, geleceğe devredilen bir risktir.”


