Bir daktilo sesiyle başladı bu yol.
Soğuk odalarda, yalnız masalarda…
Uğur Mumcu, bilginin vicdanla yazıldığı bir gazeteciliği seçti.
Herkes susarken araştırdı, herkes eğilirken; eğip bükmeden, gerçeği dimdik yazdı.
Erzurum’a kış gelir, soğuklar bastı mı kar sessiz yağar.
Örtüyor sanırsın bütün kirleri ama iz bırakır.
Gerçek gazetecilik de öyledir. Soğuktur, bedellidir, yalnızdır… Biraz da sessizliktir.
Ama gerçekten vazgeçmez.
Mumcu, bu ülkenin karanlık dosyalarını daha kimse adını koyamazken açtı.
Mafya-siyaset ilişkilerini, tarikatların devlete sızmasını, terörle mücadelenin karanlık boşluklarını yazdı.
Bedelini bildi, yine de durmadı.
Ve tam da bu yüzden susturuldu.
Bu yurdun suskun kentleri vardır; korkudan değil, bedelin ağırlığından susan…
Ama o kentlerde birileri çıkar, suskunluğun içinden yürür.
İşte o yürüyüşün adı:
Suskun Kentin Çığlığıdır.
Bu bir slogan değil.
Bir anma, bir arınma hiç değil.
Bu bir gazeteci duruşudur.
Bir kalem susturuldu ama yol kapanmadı.
Gazetecilik burada kar gibidir:Örtmez, iz bırakır. O izi Mumcu açtı.
Biz de o yolda yürüyoruz.
Ruhun şad olsun usta.


