Gönül Adamı Faruk Terzioğlu

Hürriyet Haber Ajansı’nda polis-adliye muhabirliği yaptığım yıllarda tanıdım Faruk Terzioğlu ağabeyimi…

Uzun yıllar siyaset yapan, Anavatan Partisi İl Başkanlığı görevini başarıyla yürüten, Atatürk ve Cumhuriyet sevgisini hayatının merkezine koyan bir hukuk adamıydı.

Ama onu farklı yapan yalnızca siyaseti ya da avukatlığı değildi…

O, vicdanıyla yaşayan bir “gönül adamıydı.”

Terzioğlu Ailesi ile yıllara dayanan saygın bir hukukumuz vardı. Babasının izinden yürüyen Avukat Haluk Terzioğlu ile Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Elif Yurtsal, Faruk ağabeyin en büyük gururuydu. Evlatlarına hep vefayı, dostluğu ve insan sevgisini aşıladı.

“Adaletin kılıcı keskindir ve toplumu korur” derdi…

Adliye koridorlarında müvekkiline karşı merhametli, saygılı ve adil bir savunma avukatı olarak tanındı. Duruşma saatinden önce gelip cübbesini giyer, mahkeme heyetini ayağa kalkarak karşılardı.

2012 yılında Erzurum Barosu Başkanlığı’nı kazandığında söylediği şu sözler hâlâ hafızamdadır:

“Erzurum Barosu herkesin aklına ilk gelen sığınağı olacaktır. Cumhuriyetimize, temel değerlerimize, üniter yapımıza ve cüppemize sahip çıkacağız.”

Ve yine şöyle diyordu:

“Siyasi parti yandaşlığı veya karşıtlığı olmaksızın, her türlü hukuk ihlaline karşı dimdik ayakta duracağız.”

Faruk Terzioğlu, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına, hukukun üstünlüğüne ve yargı bağımsızlığına büyük hassasiyet gösteren bir isimdi.

Ama onu unutulmaz yapan yalnızca hukuk bilgisi değildi…

Bir gün duruşma salonunda, “adam öldürmeye teşebbüs” suçundan tutuklu bir sanık, mahkeme başkanına dönüp:

“Aileme haber verin… Param da yok, pulum da yok…” dedi.

O davada mağdur avukatı olan Faruk Terzioğlu, mahkeme başkanından izin istedi. Sonra cebindeki tüm parayı çıkarıp sanığa uzattı:

“Al evladım… Helal olsun.”

İşte Faruk ağabey böyle bir insandı…

Yüreği vefa doluydu.

Naifti…

İnsanı insandan ayırmayan bir vicdan taşıyordu.

Renkli kişiliği ve nüktedan tavırlarıyla da herkesin sevgisini kazanmıştı.

Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen ve 18 tutuklu sanığın yargılandığı uzun bir uyuşturucu davasında avukat odasında merhum Avukat Sezai Erdoğan’a dönüp gülerek şöyle demişti:

“Aslında ben avukat olmayacaktım… Artistliği kıl payı kaçırdım.”

Sezai Erdoğan’ın:

“Faruk, geç kalmadın yine de müracaat et...” demesi üzerine kahkahalar arasında şu cevabı vermişti:

“Evden kaçtım kaçtım, Sivas’a kadar gittim… Sonra yine Erzurum’a döndüm.”

Bir başka duruşmada ise, savunma uzayıp giderken camdan dışarıyı izliyordu. Mahkeme başkanının:

“Avukat bey, duruşmaya döner misiniz?” uyarısına verdiği cevap hâlâ kulaklarımda:

“Hakim bey, meslektaşım tribünlere oynuyor… Ben Erzurum’a oynuyorum.”

Faruk Terzioğlu, baroların siyasetin gölgesinde kalmasına da hep karşı çıktı:

“Barolar herhangi bir siyasi partinin ne ön bahçesi ne de arka bahçesi olmalıdır.”

Özgürlükçü bir Türkiye hayal ederdi.

Ergenekon davasında tutuklu bulunan emekli Orgeneral İlker Başbuğ’u Silivri’de ziyaret etmeye hazırlanırken bana gülerek:

“Cem, İlker Paşa’ya güzel bir sabır tespihi yaptırdım. İnşallah teslim ederim… Edemezsem gardiyanlara hediye ederim...” demişti.

Sonra…

O acı haber geldi…

Önce değerli dostum Metin Barlak’tan, ardından Emre Durmazpınar’dan gelen mesajlarla yıkıldım.

“Allah’ım doğru değildir…” diyordum kendi kendime.

Ama sosyal medyada peş peşe düşen vefat paylaşımları gerçeği yüzüme vuruyordu.

Şengel Apartmanı’ndaki evine gittiğimde, kızı Elif’e sarıldım.

Gözyaşları içinde:

“Cem ağabey, seni de çok severdi… Evimizin gülü gitti…” dedi.

Ağabeyi Ömer Terzioğlu’nun anlattıkları ise yüreğimi paramparça etti:

“Kuşadası’nda helallik istedi. Kapıdan çıkarken oyun havası çalıyordu. Omuzlarını oynatarak bize veda etti. Telefonla ulaşıp inip inmediğini soracaktım… Yarım saat sonra vefat haberi geldi.”

Erzurum Barosu’nun önüne Türk bayrağına sarılı naaşı getirildiğinde, ömrü boyunca onurla taşıdığı cübbesi bayrağın üzerine serildi…

Foto muhabiri olarak o an deklanşöre basmak hayatımın en zor anlarından biriydi.

Hem ağlıyor…

Hem fotoğraf çekiyordum…

Sadece ben değil, törene katılan avukatların gözleri de doluydu.

Çünkü Faruk Terzioğlu yalnızca bir avukat değildi.

Bu şehrin kültürüyle yoğrulmuş, adam gibi adamdı.

Nur içinde yat Faruk ağabey…

Kıymetli Ömer Terzioğlu’na, evlatları Elif ve Haluk’a, tüm Terzioğlu Ailesi’ne başsağlığı diliyorum.

Allah rahmet eylesin…

Mekânı cennet olsun.

Ruhu şad olsun…

Ve şimdi…

Faruk ağabeyin en sevdiği türkü kulaklarımda yankılanıyor:

“Ağrı dağın eteğinde
Uçan güvercin olsam…
Türkü olsam dillerde
Diyar diyar dolansam…”