“Öyle bir ağlasam çocuklar, size hiç gözyaşı kalmasa…” diyordu şair.
Biz bugün o duanın tam tersini yaşıyoruz.
Ağlıyoruz… ama çocukların gözyaşı bitmiyor.
Anlatılamaz bir üzüntü...
Şiddet sarmalı giderek toplumumuzu sarıyor.
Değerlerde derin bir aşınma var.
Önceki gün Siverek’te… Dün Maraş’ta…
Bir çocuk.
Evet, altını çizelim: Bir çocuk…
Sırt çantası kitap değil, silah ve şarjörlerle dolu... Okul basıyor, sınıf arkadaşlarını ve öğretmenini vuruyor!
Bu cümleyi kurulabiliyoruz ama bu gerçek, insanın aklına sığmıyor.
Bu bir olay değil.
Bu bir toplumsal kırılma.
Bu sessiz bir çöküş.
Bu, hep birlikte içine yuvarlandığımız karanlık.
Cinnet geçiriyoruz…
Ama bireysel değil, toplumsal bir cinnet bu!
Şiddet ortamında büyüyen çocuklar, şiddetin normalleştiği bir dilin içinde yoğrulan bireyler, bir süre sonra şiddeti sadece görmez; öğrenir, benimser ve uygular.
Çünkü insan, içinde büyüdüğü kültürün aynasıdır. Eğer bir toplumda; “Bağırmak güçtür” deniyorsa, “Hakaret normaldir” diye alkışlanıyorsa, “Fiziksel ceza” terbiye sayılıyorsa… Orada çocuklar susmaz, susturulur!
Ve ekranlarda; kılıçlar /silahlar çekiliyor, oluk oluk kan akan, ölüm sahneleri “reyting” getiriyorsa… Çocuk, bunları izlemez bu durumu yaşam biçimi sanır, sanmaz mı?
Ve en önemlisi:
Medya ve dil… İkisi de masum değildir. Kullandığımız bir kelime her çocuğun zihnine bırakılmış izdir
Bugün attığımız başlıklar, yarın bir çocuğun elinde silah olarak bize dönebilir.
Bu kadar ağır…
Bu kadar gerçek…
Siverek’te yaralanan çocuklarımız…
Maraş’ta hayatını kaybeden masum yavrularımız ve öğretmenimiz…
Bu acı tarif edilemez,
Bu acıya kelime yetmez,
Bu acıya cümle kurmak bile ağır gelir.
Ama susmak da mümkün değil!
Artık birileri çıkıp şunu söylemeli:
Bu mesele sadece güvenlik meselesi değil.
Bu mesele bir zihin ve zihniyet meselesi.
Bu mesele bir kültür meselesi.
Bu mesele bir gelecek meselesi.
En yücesinden en cücesine, bu sorumluluk hepimizin.
Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlığı artık günlük siyaset ve polemikleri bir kenara bırakarak bu temel soruna odaklanmalı, çözüm yolları aramalı ve gecikmeden, acilen tedbir almalıdır.
Son söz:
Sayın Bakanlarımız, siz günü ve makamınızı kurtarırken, yurdum insanları bir nesli ve geleceğini kaybediyor.
Siverek ve Maraş’ta hayatını kaybeden öğrencilerimizi ve öğretmenimizi rahmetle anıyorum. Yaralanan öğrencilerimize acil sağlık, acılı anne ve babalara sabır diliyorum.
Milletimizin, eğitim camiamızın başı sağolsun.
Ve şimdi…
Aziz Nesin’in o dua gibi şiirine dönelim:
Öyle bir ağlasam…
Öyle bir ağlasam çocuklar…
Size hiç gözyaşı kalmasa…
Öyle bir aç kalsam…
Öyle bir aç kalsam çocuklar…
Size hiç açlık kalmasa…
Öyle bir ölsem…
Öyle bir ölsem çocuklar…
Size hiç ölüm kalmasa…
Ama biz ölemiyoruz…
Çünkü yaşayıp değiştirmek zorundayız.
Yoksa bu yazılar sadece birer ağıt olarak kalacak.


