Sandık başına giden her seçmen yalnızca bir partiye değil;
aynı zamanda bir yönetime, bir iradeye ve kendi yarınına oy verir.
Ama son yıllarda Türkiye siyasetinde artık şu soru daha yüksek sesle soruluyor:
“Ben oy veriyorum da… benim oyum gerçekten nereye gidiyor?”
Bu soruyu yeniden ülke gündeminin tam ortasına bırakan çıkış, Demokrat Parti Genel Başkan Danışmanı Av. Ebubekir Elmalı’nın Konya üzerinden yaptığı çarpıcı tespittir.
Konya’da Yeniden Refah Partisi’nden seçilen 6 belediye başkanının tamamı, seçimlerin ardından AK Parti’ye geçmiş.
Yani YRP’nin en yüksek oy aldığı şehirlerden birinde tek bir belediyesi kalmamış..
Bu yaşananları basit bir “parti değişikliği” olarak anlatamazsınız.
Bu, şudur:
Sandıkta YRP’ye verilen oyların, siyasi hesaplarla AK Parti hanesine yazılmasıdır.
“Bağımsız siyaset” iddialarının, koltuk uğruna bir gecede buharlaşmasıdır.
“Dava” diye anlatılan hikâyenin, makam odalarının kapısında sessizce askıya alınmasıdır.
YRP’ye oy veren milyonlarca insan,
“Benim oyum yarın AK Parti’ye transfer edilsin” diye sandığa gitmedi.
Ama o oylar, seçilen başkanlarla birlikte başka bir siyasi merkeze taşındı.
Ve bu tablo yalnızca Konya’ya özgü değil…
Birçok ilde aynı hikâye sahneleniyor.
Erzurum’da da benzeri yaşanmadı mı?
Aziziye ve Köprüköy Belediyelerini 31 Mart’ta YRP’li adaylar kazandı…
Ardından onlar da AK Parti saflarına geçti.
Yani Aziziyeli, Köprüköylü seçmen YRP’ye oy verdi,
ama iradesi başka bir siyasi adrese taşındı.
Bu artık bireysel bir tercih değildir.
Bu, toplu halde seçmen iradesinin el değiştirmesidir.
Elbette herkesin siyasi görüşünü değiştirme hakkı vardır.
Ama seçmenin oyunu alıp, o oyu daha sonra başka bir siyasi yapıya taşımanın adı etik değildir.
Bunun adı:
Güven istismarıdır.
Sandık iradesine saygısızlıktır.
Siyasi ahlakın aşınmasıdır.
Ve daha da düşündürücü olan şudur:
Eğer YRP gerçekten “bağımsız bir siyasi çizgiyim” diyorsa;
Konya’da, Erzurum’da ve daha birçok kentte yaşanan bu geçişlere yüksek sesle itiraz etmesi gerekirdi.
Ama ne görüyoruz?
Derin bir sessizlik…
Tabelalar yerinde duruyor olabilir.
Ama birileri o tabelaların gölgesinde, seçmenin iradesini sessizce boşaltıyor.
Bugün ortaya çıkan tablo şudur:
Bazı yapılar, iktidarın “B planı” gibi çalışmakta;
oyları toplamakta, ardından iktidara bir transfer hattı gibi işlemektedir.
Bugün siyasette değeri en çok aşınan kavramın adı şudur:
Seçmenin iradesi…
Ama bu düzeni ne kulisler,
ne de makam odaları kalıcı kılamaz…
Bu düzeni sandık bozar.
Ve sandık günü geldiğinde millet mutlaka şu soruyu yeniden soracaktır:
“Ben oyumu verdim de…
benim oyum kime gitti?”
Ve bu soruyu soran bir millet, er ya da geç bu düzenin hesabını sandıkta keser.
Çünkü sandıktan sadece oy değil, ders de çıkar.


