Bazı insanları meslekleriyle tanırsınız; zamanla kişilikleriyle hatırlarsınız. Prof. Dr. Münacettin Ceviz de benim için böyle bir hekim. Onu yalnızca başarılı bir kalp ve damar cerrahı olarak anlatmak eksik kalır. Çünkü onun hastalarıyla kurduğu bağ, ameliyathanenin kapısında başlayıp bitmiyor.
Eşim Asiye Bakırcı’nın baypas ameliyatı sürecinde buna yakından tanıklık ettim. Bir hasta yakını olarak beklemenin ağırlığını, iyi bir haberin insana nasıl nefes aldırdığını yaşadım. Münacettin hocanın hekimliğini de o günlerde, bilgisi ve cerrahi becerisi kadar hastasına gösterdiği özenle tanıdım.

HASANKALE’DEN AMELİYATHANEYE
1960 yılında Hasankale’de dünyaya gelen Münacettin Ceviz, 1983’te Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Kalp ve damar cerrahisi uzmanlık eğitimini İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinde, Çapa’da tamamladı. 1992 yılında uzman oldu; ardından Atatürk Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalına yardımcı doçent olarak atandı. 2001 yılında profesör unvanını aldı.
Kırk yılı aşan hekimlik yaşamında binlerce hastanın kalbine, dolayısıyla hayatına dokundu. Atatürk Üniversitesinde sürdürdüğü çalışmaların ardından Özel Buhara Hastanesi Kalp Merkezinde, Erzurum’un yanı sıra çevre illerden ve komşu ülkelerden gelen hastalara da hizmet veriyor.
Ancak bir hekimin portresi, yalnızca mezuniyet tarihleri ve akademik unvanlarıyla çizilmiyor. Münacettin hocayı anlatırken asıl üzerinde durulması gereken, bütün bu birikimi hastasına nasıl taşıdığı.
“BİR GÜN BİZ DE BU MASADA OLABİLİRİZ”
Ameliyathanede çalışma arkadaşlarına söylediği bir cümle, onun hekimliğe bakışını özetliyor:
“Bir gün biz de bu masada olabiliriz. Kendimizi hastanın yerine koyalım.”
Bir cerrahın ağzından çıkan bu söz, hasta ve yakınları için büyük anlam taşıyor. Çünkü ameliyat masasında yatan insanın korkusunu, bekleyişini ve yaşama isteğini görebilmek, yapılan işin insani yanını her an canlı tutuyor.
Münacettin hoca da hastasına yaklaşırken kendisine aynı soruyu soruyor: “Bu hastanın yerinde ben olsam nasıl bir davranış beklerdim?”
Onun sakinliğinde, hastasını dinleyişinde ve yakınlarına açıklama yaparken gösterdiği özende bu düşüncenin izleri var. Bilgisini, karşısındaki insanla arasına mesafe koymak için kullanmıyor; o insanın kaygısını azaltmak için paylaşıyor.

BİR GÜN DEĞİL, HER GÜN
Münacettin hocanın hastasına ilgisi, başarılı bir ameliyatın ardından da sürüyor. İyileşme sürecini yakından izliyor, taburcu olana kadar takibini sürdürüyor. Hafta sonu ya da tatil olması, bu ilgiyi değiştirmiyor.
“İyileşen her hasta, en büyük motivasyonumuzdur” diyor.
Uzun ve yorucu ameliyatların ardından hastasının sağlığına kavuşması, onun yorgunluğunu hafifletiyor. Hekimlikten aldığı mutluluğu da burada buluyor.
“Bu iş gönül işi, bu iş ekip işi” sözünü özellikle vurguluyor. Ameliyathanedeki başarıyı yalnızca kendisine bağlamıyor; birlikte çalıştığı arkadaşlarının emeğini de görüyor.
Hastane koridorlarında çalışanların “Hocamız bizim için çok kıymetli” demesi, bu karşılıklı saygının bir göstergesi. Hastalarının ona sevgiyle “Münacettin Baba” diye seslenmesi de yıllar içinde kurulan güvenin bir başka ifadesi.
USTALARINDAN ÖĞRENDİKLERİ
Münacettin hoca, yetişmesinde emeği bulunan hekimleri anlatırken büyük bir saygıyla konuşuyor. Otuz dört yılı aşan bir süre boyunca kendisinden çok şey öğrendiğini söylediği Prof. Dr. Hikmet Koçak’ın kişiliğini ve üzerindeki emeğini özellikle anıyor.
Kalp ve damar cerrahisinin önemli isimlerinden Prof. Dr. Cemil Barlas, Prof. Dr. Aydın Kargın, Prof Dr Ertan Onursal ve Prof. Dr. Bingür Sönmez ile çalışmış olmanın kendisine kazandırdığı deneyimleri de unutmuyor.
Bugün sahip olduğu birikimi anlatırken öğretmenlerini anması, onun kişiliğine dair çok şey söylüyor. Başarısının içinde başkalarının emeğine de yer açıyor.
BİR HASTA YAKINININ GÖZÜNDEN
Eşim Asiye Bakırcı’nın tedavi sürecinde Prof. Dr. Uğur Kaya ve Prof. Dr. Serdar Sevimli’nin değerlendirmeleriyle başlayan yolculuğumuz, Münacettin hocanın gerçekleştirdiği baypas ameliyatıyla devam etti.
O süreçte cerrahinin ne kadar büyük bir dikkat, sabır ve sorumluluk istediğini daha iyi anladım. Hasta yakınları olarak bizim beklediğimiz, sevdiğimiz insanın yeniden sağlığına kavuşmasıydı. Bu beklentinin ardında ise bir hekimin yıllara yayılan eğitimi, deneyimi ve bütün bir ekibin emeği vardı.
Münacettin hocanın sakin ve özenli yaklaşımı, yaşadığımız kaygıyı hafifletti. Ameliyat sonrasındaki ilgisi de bize güven verdi. Bu nedenle benim için onun adı, mesleki başarısının yanında kişisel bir teşekkürün de karşılığıdır.
Üç çocuk babası Münacettin Ceviz, kendi ailesinin yanı sıra hastaları ve yakınlarının hayatında da özel bir yere sahip. Bir insanın sağlığına kavuşmasıyla sevinen her aile, onun hekimlik yaşamında ayrı bir iz bırakıyor.

EMEĞİ GEÇEN HERKESE
Bu süreçte Özel Buhara Hastanesinde gördüğümüz ilgiyi de anmadan geçemem. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Serdar Kömeç’in yıllar boyunca emek verdiği hastanenin altyapısı kadar, çalışanların hastalara yaklaşımı da bizim için değerliydi.
Güler yüzlü personelin ilgisi, temizliğe gösterilen özen ve yemek hizmetleri, hastanede geçirdiğimiz günleri kolaylaştırdı. Sağlık hizmetinin, ameliyathaneden hasta odasına kadar uzanan ortak bir emek olduğunu burada bir kez daha gördük.
Münacettin hocam…
Bu yazı, bir hekimin meslek yaşamını anlatırken bir hasta yakınının teşekkürünü de taşıyor. Bilginiz, emeğiniz ve eşimin tedavisi boyunca gösterdiğiniz özen için size ve ekibinize gönülden teşekkür ediyorum.
Kalbe hayat veren elleriniz nice insanın sağlığına kavuşmasına yardımcı olsun. Size ve ailenize sağlıklı, güzel bir ömür diliyorum.
İyi ki varsınız.


