Kıskançlık!

Kıskançlık arzunun bittiği değil, görünür olduğu yerdir. İnsan çoğu zaman kıskançlığı bir başkasına yönelmiş öfke zanneder. Oysa kıskançlık rakipten çok, arzunun özgürlüğüne duyulan korkudur. Sevilenin başkasına yönelebilme ihtimali, öznenin sahip olma arzusunu açığa çıkarır. Bu yüzden kıskançlık yalnızca başkasına yönelmiş bir saldırı değildir; öznenin kendi öznesiyle yüzleştiği andır.

Freud kıskançlığın köklerini ilkel baba mitinde arar. Lacan ise onu arzunun karanlık yüzlerinden biri olarak görür.
Proust’un satırlarında ise kıskançlık sevginin değil, sahip olmanın dili olarak belirir.

Sonuçta kıskançlık bir hastalık değildir. Kıskançlık, öznenin arzuyla mülkiyet arasındaki sınırı fark ettiği andaki sarsıntıdır.

KAYGI

Kaygı çoğu zaman dış dünyanın tehlikelerinden değil, sevginin kaybı ihtimalinden doğar. Çocuk için dünya tehlikelerle doludur. Fakat ebeveynin varlığı bu tehditlerin etrafında bir “güven çemberi” kurar. Bu güven aynı zamanda bağımlılığın başlangıcıdır. Çünkü insanı koruyan varlığa bağlanmak, beraberinde onu kaybetme ihtimalini de getirir.
Böylece kaygı dış tehlikelerden değil, sevginin kaybına dair sezgiden doğar. Freud’un gösterdiği gibi kaygı çoğu zaman tehlikenin kendisinden değil, sevginin kaybına ilişkin içsel bir alarmdır.

“İnsan büyüdükçe tehlikelerin biçimi değişir; fakat kaygının kaynağı değişmez.

Kaygı hayatın dışından gelen bir saldırı değildir.

Kaygı sevebilme yetisinin bedelidir. 

İYİLEŞME EYLEMİ

“İnsan çoğu zaman zamanın kendisini iyileştireceğini zanneder. Günlerin geçmesini bekler; sanki saatlerin ilerlemesi içindeki kırıkları beraberinde götürecekmiş gibi. Oysa zaman yalnızca akar. Ne yarayı sarar ne de insanı değişmeye mecbur eder. Belki zamanın yaptığı tek şey, insana mühlet tanımasıdır.

İyileşme ise insanın işidir, zamanın değil. Çünkü iyileşme bir bekleyiş değil, bir eylemdir.

“İnsan bekleyerek değil, yaşayarak toparlanır. Kendisine doğru küçük adımlar atarak, dünya ile yeniden bağ kurarak, içindeki sükûtu sil baştan tekrar anlamlandırarak… Çünkü insanın ruhu yalnızca düşünerek iyileşmez, temas ederek de iyileştirir.

,Bir insanla kurulan samimi bir bağ, bir hayvanın sessiz yakınlığı, bir ağacın gölgesinde geçirilen birkaç dakika bile insanın içindeki güven duygusunu yeniden hatırlatabilir, canlandırabilir.

Sevgi bu yüzden iyileşmenin en sessiz yollarından birisidir. İnsan kendisini, sevildiği yerde daha az savunur, daha az korkar. Kalp tehdit altında olmadığını hissettiğinde yavaş yavaş yeniden açılır. Çünkü insanın ruhu güvensizlikte daralır, güvende hissettiğinde yeniden ferahlar.

“İyileşmenin bir başka biçimi de üretmektir. Üretmek, mükemmel olma anlamına gelmez. Bazen bir cümle yazmak, bazen bir fikri paylaşmak, bazen yalnızca bir düşüncenin peşinden gitmek… Bunların her birisi insanın dünya ile temas kurabileceği hatlardır. İnsan da etkisiz olmadığını hissettiğinde umudu yeniden filizlenir.

Çoğu zaman “kendini geliştirmek” yanlış anlaşılır. İnsanlar bunu maalesef daha fazlasını başarmak olarak algılar. Oysa gelişmek bazen sadece kendini tanıyabilmektir. Neye ihtiyacı olduğunu fark etmek, nerede durmasını bilmek, öğrenmeye açık kalabilmek… İnsan kendini tanıdıkça hayat üzerindeki etkisini de yeniden keşfeder.

Bunlardan ötürü iyileştiren şey yalnızca zaman değildir. “İyileşme, insanın zaman içinde kendisi için yaptığı şeylerin toplamıdır.” Zira zaman geçer, ama insan ancak harekete geçtiğinde iyileşir. 

Sevgi bu yüzden iyileşmenin en sessiz yollarından birisidir. İnsan kendisini, sevildiği yerde daha az savunur, daha az korkar. Kalp tehdit altında olmadığını hissettiğinde yavaş yavaş yeniden açılır. Çünkü insanın ruhu güvensizlikte daralır, güvende hissettiğinde yeniden ferahlar.,

“İyileşmenin bir başka biçimi de üretmektir. Üretmek, mükemmel olma anlamına gelmez. Bazen bir cümle yazmak, bazen bir fikri paylaşmak, bazen yalnızca bir düşüncenin peşinden gitmek… Bunların her birisi insanın dünya ile temas kurabileceği hatlardır. İnsan da etkisiz olmadığını hissettiğinde umudu yeniden filizlenir.

Çoğu zaman “kendini geliştirmek” yanlış anlaşılır. İnsanlar bunu maalesef daha fazlasını başarmak olarak algılar. Oysa gelişmek bazen sadece kendini tanıyabilmektir. Neye ihtiyacı olduğunu fark etmek, nerede durmasını bilmek, öğrenmeye açık kalabilmek… İnsan kendini tanıdıkça hayat üzerindeki etkisini de yeniden keşfeder.,

Bunlardan ötürü iyileştiren şey yalnızca zaman değildir. “İyileşme, insanın zaman içinde kendisi için yaptığı şeylerin toplamıdır.” Zira zaman geçer, ama insan ancak harekete geçtiğinde iyileşir.

HAREKETİN BEDELİ

“İnsanın yanılgılarından birisi de çoğu zaman çevresini tanıdığını sanmasıdır. Oysa insan çevresini sessiz kaldığında değil, harekete geçtiğinde tanır. Yerinde duran bir insan başkalarının düzenini bozmadığı için hareketsiz bir insan kimseyi rahatsız etmez. Ama insan bir adım attığında, bir şey üretmeye başladığında, görünür olduğunda etrafındaki yüzler yavaş yavaş değişir.

Bundan kaynaklanan garip bir şey olur: Seni tanıyanlar hem de en iyi tanıyanlar çoğu zaman en erken sessizleşenler olur. Tanıdık olan, insanın kendi sınırlarını (haddini) hatırlattığındandır bu sessizleşme. Yabancıya hayranlık kolaydır. Fakat tanıdığı birisinin yükseldiğini görmek, kişinin kendi hayatına bakmasına neden olur ki insan çoğu zaman bunu yapmak istemez.

Çünkü insanın başarısı yalnızca kendisi ile ilgili değildir; başkalarının kendi hayatlarını da hatırlatır. Birinin ilerlediğini görmek, geride kalanın içini rahatsız eder. Bu yüzden çoğu insan senin hayallerini sadece sever ama gerçekleşmesini istemez.

Hayal zararsızdır; gerçek ise kıyas doğurur ve tehditkârdır.
Bu sürecin ilerlemesiyle insanın etrafındaki kalabalık yavaş yavaş dağılır. Kimisi uzaklaşır, kimisi sessizleşir, kimisi ise pusuya yatar ve yalnızca bekler. Çünkü bazı insanlar senin kazanmanı, başarını görmek için değil, düşmeni görmek için izler.

“İnsan alkıştan çok bekleyişinden tanır çevresini.” Ama bu aynı zamanda da insanın en büyük öğretmenidir. Çünkü insan ancak ilerlediğinde kimin gerçekten, samimi olarak yanında olduğunu görür. Gerçek dostluk sadece zor günde yanında olmak değildir; insanın iyi giden bir şeyi içtenlikle sevinçle karşılayabilmesidir de.

“İnsan sonunda, kalabalık bir çevreye sahip olmakla yanında gerçek insanların bulunmasının aynı şey olmadığını anlar. Kalabalık yığındır, sadakat ise nadir. Bundan ötürü insan bazen bir şey üretirken iş yapmanın yanında hayatın en eski gerçeğini de öğrenir: İnsanların ekseri senin başarısız olmana üzülmez; ama başarılı olmana katlanamaz.” 

(15 Mart 2026-Erzurum)