‘Yaşamak için ayağa kalkmışken yazmak için oturmak ne kadar beyhudedir.’ der Fredric Gross. Varsın olsun biraz da beyhude işler ile ilgilenelim Gross a göre.
Gros için beyhude olan bir durum toplumumuzun çağdaşlaşması için kritik olduğundan mütevellit bu civarda biraz ehemmiyetlidir.
Tazelenme üniversiteleri çıkıverdi. Nedir bu tazelenme? Son günlerde ‘sosyal çürüme’ kavramı pek gündemde. Çürümeye alternatif bir kavram mıdır?
TDK; bayatlamamış, dinç, yıpranmamış, yorulmamış, körpe olarak nitelendirir ‘taze’ kelimesini.
Bizim Erzurum fıkralarında da derler ya ‘Eze(teyze) eze! Gızların da senin gibi teze(taze)! ‘
Şimdi gelelim tazelenmeye.
Bir şekilde taze hale ulaşabilmeyi, yenilenerek çağa uyum sağlayabilmeyi, akışa katılabilecek ve akışta kalabilecek enerjiye erişmek için; gerekli motivasyona, bilgiye ve çevreye ulaşmak gayesiyle yapılan çalışmalar gibi de düşünülebilir.
Tazelenmeyi gerekli ve önemli bulunlar öyle bir kurumsallaştı ki Tazelenme Üniversitesi oluverdi.
Üniversite deyince 4 yıl boyunca öğrencilerin devam ettiği eğitim süreci aklımıza ilk gelendir. Aslında genelde lisans eğitimleri 4 yıldır. İşte bu da tam öyle. Lakin katılabilmek için ön şart 60 yaş üstünde olmaktır. Kabul edilenler için aldıkları dersi geçmelerinin tek şartıysa derse devam etmeleridir.
Anadolu Tazelenme Üniversitesi Eskişehir’de Anadolu Üniversitesinin bünyesinde hizmet veren bir oluşumdur. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının hamiliğinde olan alanda, ilerleme kayıt etme dirayeti gösteren iller, üniversitelerinin bünyesinde bu çalışmayı gerçekleştirebilmektedir.
Öğrenebildiğim kadarıyla; İstanbul’da Nişantaşı, İzmir’de Ege Üniversitesi, Muğla’da Sıtkı Koçman Üniversitesi, Antalya’da Akdeniz Üniversitesi ve Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi bu çalışmaları gösterebilecek bilince, kararlılığa ve enerjiye haizdir. İktidarı çok seven yurttaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı iller listesinde de bu tip sosyal sorumluluk çalışmalarına rastlamayı tasavvur etmek isterdim lakin şu an için hayal gücümün sınırları ancak bu kadarına el veriyor.
60 yaş üstü yurttaşlarımız, çoğu emekli olan yurttaşlarımız, yıllarca devlerine hizmet etmiş, vergi mükellefi olmuş yurttaşlarımız, çınarlarımız, deneyim abidelerimiz, dedelerimiz, ninelerimiz, atalarımız, analarımız, el üstünde tutmamız gereken yurttaşlarımızdır.
Peki nerede bu insanlar?

Şehir içinde park ve bahçelerde, banklarda, ibadethane bahçelerinde, okuma salonlarında, pazarlarda ve kahvelerde gördüğümüz insanlar. Kırda köy kahvelerinde, bağda bahçesinde, yalnız odalarında televizyon karşısında, gündüzlerini dört duvar arasında geçirmeye ekonomik sistemin mahkum ettiği insanlar.
Halbuki değerinden sıklıkla bahis ettiğimiz, emekleriyle var olduğumuz, saygıda kusur etmememiz gereken, öncelik tanınması icap eden insanlarımız.
İşte bu insanlarımız için akıl ve bilimi önder olarak kabul etmiş insanlar tarafından oluşturulmuş program; bilimsel temellerde, kamu kurumsallığında, halkın gönlündeki vicdanlı gizli kahramanların özverisiyle devam ettirilmektedir.
Sosyal çürüme olduğunu fark edip, bu aralar dile getirebilenlerden bir adım öndeyiz. Ve Devam ediyoruz…


