Bazı yayınlar vardır; yalnızca okunmaz, saklanır.
Yıllar sonra bir çekmeceden çıkarılır, sayfaları yeniden çevrilir. Eski bir fotoğraf, unutulmuş bir isim, bir şehir hikâyesi ya da yıllar önce söylenmiş bir söz, insanı bir anda geçmişe götürür.
Gelişim Erzurum, benim gözümde böyle bir yayın.
Temmuz 2026 tarihli 44. sayısını elime aldığımda, kapağındaki Mustafa Kemal Atatürk portresi ve hemen altında yükselen “Millet. Karar. İstiklâl.” sözleri, ister istemez insanı Erzurum Kongresi’nin o büyük günlerine götürüyor.
Üstelik bu sayı, Erzurum Kongresi’nin 107. yılına özel hazırlanmış.
Yani Gelişim Erzurum, tarihin önemli bir sayfasını yeniden açıyor; o sayfayı bugünün Erzurum’una okutuyor.
Derginin İmtiyaz Sahibi Lokman Lokmacı.
Bir şehirde kültür, sanat, tarih ve edebiyat üzerine düzenli bir yayın çıkarmanın ne kadar zor olduğunu, biz gazetecilik yapanlar iyi bilir.
Hele bunu yıllarca sürdürmek, her sayıda yeni bir içerik üretmek ve şehrin hafızasına yeni kayıtlar düşmek hiçte kolay değildir.
Bu nedenle Lokman Lokmacı’nın ve derginin hazırlanmasında emeği geçenlerin yaptığı işi, biraz da şehir vefası olarak görmek gerekir.
Çünkü Erzurum’un anlatılmaya ihtiyacı var.
Hem de çok…
Tarihiyle…
Kültürüyle…
Türküsüyle..
İnsanlarıyla…
Edebiyatıyla…
Sanatıyla…
Ve artık kaybolmaya yüz tutmuş hikâyeleriyle…
KAPAĞINDA ATATÜRK, İÇİNDE ERZURUM
Bu sayının kapağındaki Atatürk portresinin de ayrı bir hikâyesi var.
Portre, Prof. Dr. Hakan Hadi Kadıoğlu’nun kaleminden çıkmış.
Bir beyin cerrahının ellerinden çıkan Atatürk portresi…
Bilim ile sanatın, tarih ile estetiğin aynı noktada buluşması açısından oldukça anlamlı.
Belki de Erzurum’u anlatmanın en güzel yollarından biri de bu:
Bilgiyi, sanatı ve tarihi aynı sayfalarda buluşturmak.
Gelişim Erzurum’un 44. sayısında bunu görmek mümkün.
Erzurum Kongresi’nin 107. yılı; farklı yazarların, akademisyenlerin ve araştırmacıların kaleminden yeniden ele alınıyor.
Böylece 1919’un Erzurum’u ile 2026’nın Erzurum’u arasında bir hafıza köprüsü kuruluyor.
SAYFALAR ARASINDA KÜÇÜK BİR SÜRPRİZ
Derginin sayfalarını çevirirken benim için de hoş bir sürprizle karşılaştım.
“Suskun Kentin Çığlığı” kitabıma da bu özel sayıda yer verilmiş.
İnsanın kendi kitabını, kendi şehrinin kültürüne emek veren bir derginin sayfalarında görmesi elbette güzel bir duygu.
“Suskun Kentin Çığlığı”, benim Erzurum’a dair tuttuğum notlardan oluşuyor.
Şehrin geçmişine, bugününe, insanına ve zaman zaman gözümüzün önünden sessizce geçip giden ayrıntıları işte...
Belki de bu yüzden Gelişim Erzurum’un sayfalarında o kitaba ayrılan birkaç satırı yalnızca bir tanıtım olarak görmedim.
Benim için bu, aynı şehrin hafızasına bırakılmış küçük bir selamdı.
Bu incelik için derginin İmtiyaz Sahibi Lokman Lokmacı’ya ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Çünkü nihayetinde mesele ne yalnızca bir dergi, ne de yalnızca bir kitap…
Mesele Erzurum’u unutmamak.
Bu şehrin hikâyelerini, yarına kalacak birkaç satırla da olsa birbirine emanet etmek.
ŞEHİRLER YAZILDIKÇA YAŞAR
Bugün haberler hızla tüketiliyor.
Bir haber birkaç saat sonra unutuluyor.
Sosyal medya paylaşımları birkaç gün sonra geride kalıyor.
Ama dergi başka…
Kitap başka…
Onlar şehrin arşivine giriyor.
Yıllar sonra birileri bir sayfayı açıyor ve:
“Bir zamanlar Erzurum böyleymiş.” diyor.
İşte Gelişim Erzurum’un asıl kıymetini burada görüyorum.
Dergi yalnızca bugünün Erzurum’unu anlatmıyor. Yarının Erzurum’una da bugünden belge bırakıyor.
Lokman Lokmacı ve arkadaşlarının yaptığı işin değerini de biraz burada aramak gerekiyor.
Bir dergiyi yaşatmak, aslında bir şehrin hafızasını yaşatmaktır.
Erzurum Kongresi’nin üzerinden 107 yıl geçmiş.
O günün istiklâl çığlığı tarihe geçmiş.
Bugün ise bizim başka bir sorumluluğumuz var:
O tarihi unutturmamak ve bu şehrin hikâyelerini kayda geçirmek.
İnsanlarını, değerlerini, sanatını, edebiyatını ve yaşanmışlıklarını geleceğe bırakmak.
Gelişim Erzurum’un 44. sayısı da bu anlamda yalnızca bir dergi değil;
Erzurum’un hafızasına düşülmüş yeni bir not.
Ben de bu vesileyle, bu hafızaya emek veren, derginin hazırlanmasında emeği geçen herkesi kutluyorum.
Gelişim Erzurum’a nice sayılara…
Suskun Kentin Çığlığı’na nice okurlara…
Ve bu kadim şehrin bitmeyen hikâyelerine…
Çünkü mesele gerçekten ne bir dergi, ne bir kitap.
Mesele Erzurum’u unutmamak.
Ve belki de en önemlisi:
Erzurum anlatıldıkça,yazıldıkça yaşar!
Yaşamaz mı?


