Lütfü Yücelik'in ETSO Başkanlığı için açtığı seçim irtibat ofisine gittim.
Kalabalıktı.
Ama benim ilgimi kalabalığın sayısından çok, kimlerin orada olduğu çekti.
Erzurum iş dünyasının yıllardır tanıdığı isimler vardı.
Ticarette, sanayide, meslek hayatında kendisini kanıtlamış insanlar vardı.
Yeni kuşağın başarılı iş insanları vardı.
Gençler vardı.
Bir de yılların eskitemediği isimler...
Kalabalığın arasında birini görünce özellikle dikkat kesildim: Hakkı Hınıslıoğlu. Uzun yıllar Erzurum Ticaret Borsası Başkanlığı yapan Hakkı Bey ile Lütfü Yücelik aynı kuşağın iki önemli ismidir.
Benim bildiğim kadarıyla geçmişte öyle pek anlaşamazlardı. Hatta tabiri yerindeyse birbirlerinden pek hoşlandıkları da söylenemezdi.
Ama o gün Hakkı Hınıslıoğlu oradaydı. Lütfü Yücelik'in yanında...
Bazen tek bir fotoğraf, uzun uzun yapılan konuşmalardan daha fazla şey anlatır.
Belki yaş ilerledikçe insan bazı kavgaların ne kadar gereksiz olduğunu anlıyor.
Belki kırgınlıklar törpüleniyor.
Belki de yıllar insana çok basit bir gerçeği öğretiyor:
Şehir, hepimizden daha büyük.

DÖRT YILDA NE OLDU?
Ama benim kafama asıl takılan başka bir soru var. Bugün ETSO Başkanlığı koltuğunda Saim Özakalın oturuyor. Saim Bey, Lütfü Yücelik'e yabancı bir isim değil.
Tam tersine...Uzun yıllar aynı yapının içerisinde birlikte çalıştılar. Yücelik, Yönetim Kurulu Başkanlığı yaparken Özakalın, Meclis Başkanlığı yaptı. Bir anlamda yıllarca Yücelik'in en yakınındaki isimlerden biriydi.
Dahası, 2022 seçimlerinde Lütfü Yücelik yeniden aday olmadı ve Saim Özakalın'ı destekledi.Yani bugünkü yönetim, bir bakıma Yücelik döneminin içerisinden çıktı.
O halde sormak gerekiyor:
Dört yılda ne oldu?
Ne değişti?
26 yıl ETSO Başkanlığı yaptıktan sonra kendi isteğiyle kenara çekilen Lütfü Yücelik'i yeniden adaylığa götüren neydi?
Daha önemlisi...
Ne oldu da Erzurum iş dünyasının farklı kuşaklarından insanlar yeniden Lütfü Yücelik'in etrafında buluşmaya başladı?
Acaba değişim diye çıktığımız yol, dört yıl sonra Erzurumlulara eskiyi mi özletti?
Bence bu seçimin üzerinde durulması gereken asıl sorularından biri budur.

SADECE GENÇLER DEĞİL
Lütfü Yücelik'in etrafında toplananların bulunduğu fotoğrafa dikkatle bakmak gerekiyor.
Çünkü yanında yalnız gençler yok.
Yeni kuşağın başarılı iş insanları kadar, yılların ticari ve mesleki birikimini taşıyan insanlar da var.
Zaten Yücelik de seçim ofisinin açılışında bunun altını özellikle çizdi.
Geçmişte kendisiyle birlikte ETSO Meclis üyeliği yapan Beyler Yıldız, Bayram Çeliker, Hüseyin Polat, Ahmet Satılmaz, Murat Turan ve Engin Çimen gibi isimleri tek tek anarak şu çağrıyı yaptı:
“Geçmişin birikimi ile yeni kuşağın dinamizmini aynı hedefte buluşturmaya var mısınız?”
Bence bu soru, Yücelik'in, “30-0” hedefinden çok daha önemlidir.
Çünkü burada söylenen aslında şudur: Geçmişi çöpe atmayalım ama geçmişin içinde de yaşamayalım. Eskinin tecrübesini alalım. Yeni kuşağın cesaretini, bilgisini ve enerjisini onun yanına koyalım.
Ve Erzurum için yeniden ortak bir masa kuralım.
Bir tarafta Hakkı Hınıslıoğlu gibi yılların birikimini taşıyan isimler...
Bir tarafta Yücelik'in geçmişte aynı çatı altında çalıştığı Beyler Yıldız, Bayram Çeliker, Hüseyin Polat, Ahmet Satılmaz, Murat Turan, Engin Çimen gibi isimler...
Diğer tarafta Ömer Düzgün, İdris Akdemir ve Erzurum iş dünyasının farklı kuşaklarından başarılı isimler...
İşte benim önemsediğim fotoğraf budur.
Tecrübe ile dinamizmin aynı masaya oturması.
DEĞİŞİM, ESKİYİ SİLMEK DEĞİLDİR
Değişim güzel şeydir.
Gençlerin önünü açmak gerekir.
Yeni fikirler gerekir.
Yeni insanlar gerekir.
Ama bizim memlekette zaman zaman değişimi yanlış anlıyoruz. Eski olan her şeyi kötü, yeni olan her şeyi iyi zannediyoruz.
Oysa hayat öyle değil.
Bir kurumun hafızası vardır.
Bir şehrin hafızası vardır.
Bir de yıllar içerisinde kazanılmış öyle bir tecrübe vardır ki parayla satın alamazsınız.
Onun için bugün Lütfü Yücelik'e yalnızca ETSO Başkan adayı olarak bakmıyorum.
Bir akil insan olarak da bakıyorum.
Bir ak saçlı olarak... Bir yol başçı olarak... Dara düşüldüğünde kapısı çalınabilecek bir ağabey olarak...
Adına ne derseniz deyin.
Mesele unvan değil.
Mesele, Erzurum iş dünyasında insanlar birbirine düştüğünde onları aynı masaya oturtabilecek bir ağırlığın bulunmasıdır.

LÜTFÜ YÜCELİK'İN KAZANACAĞI NE KALDI?
Düşünüyorum...
Lütfü Yücelik'in bundan sonra kazanacağı ne kaldı?
ETSO seçimini mi?
Defalarca kazandı.
Başkanlık koltuğunu mu?
20 yılı aşkın süre o koltukta oturdu.
Ticarette başarı mı?
Onu da gördü.
İş dünyasında itibar mı?
Onu da yıllar önce kazandı.
Hayat ise ona kazandırdığı kadar ağır bedeller de ödetti.
İki evladını toprağa verdi.
Bir babanın yaşayabileceği en büyük acıyı bir değil, iki kez yaşadı.
Böyle bir insan için bundan sonra hangi makamın, hangi koltuğun büyük bir anlamı olabilir?
İsterse işine bakar.
Torunlarını sever.
Bir eli yağda, bir eli balda yaşar.
ETSO'nun seçimiyle, sanayicinin derdiyle, KOBİ'nin finansmanıyla, Erzurum'un göçüyle, işsizliğiyle niye uğraşsın?
Ama görüyorum ki, Erzurum denildiğinde hâlâ heyecanlanıyor, hâlâ gözleri doluyor.
Hâlâ sanayi diyor, üretim diyor, istihdam diyor, ihracat diyor.
Ve belki hepsinden önemlisi hâlâ: Erzurum... diyor.

ERÇİMSAN BİZE NEYİ GÖSTERDİ?
Bugünün gençleri belki o günleri yeterince hatırlamaz. Aşkale Çimento özelleştirilirken Erzurum'un karşısında büyük sermaye grupları vardı. Sabancılar, Uzanlar gibi...
Peki Erzurum'un neyi vardı?
Devasa sermayesi yoktu.
Ama başka bir şeyi vardı:
Birlik olma iradesi.
ERÇİMSAN bunun için kuruldu.
Esnafıyla, tüccarıyla, sanayicisiyle yüzlerce insan aynı hedef etrafında toplandı.
Lütfü Yücelik o hareketin önündeki isimlerden biriydi.
Erzurum, Anadolu'dan çıkıp büyük sermaye gruplarına karşı:
“Biz de varız!” dedi.
Ve kazandı.
Aşkale Çimento'nun hikâyesini benim gözümde değerli yapan yalnızca fabrikanın satın alınması değildir.
Asıl önemli olan, Erzurum'un birlikte iş yapabildiğini göstermesidir. Anadolu'da taban birliği oluşturulduğunda, insanlar samimiyetle ortak bir hedefe inandığında büyük sermaye karşısında nelerin başarılabileceğini gösteren önemli örneklerden biridir ERÇİMSAN.
Demek ki bu şehir istediğinde birleşebiliyor.
Demek ki ortak bir hedef ortaya konulduğunda farklı insanlar aynı masaya oturabiliyor.
Demek ki doğru bir öncülük ve samimi bir mücadele olduğunda Erzurum da büyük işler başarabiliyor.
Bugün ihtiyacımız olan biraz da o ruh değil mi?

BİRLİK YETMEZ, AKIL DA GEREKİR
“Birlik olalım” demek kolay. Herkes söylüyor. Ama insanları bir araya getirmek başka bir şeydir.
Çünkü ortak akıl yalnızca insanların aynı salonda bulunması değildir.
Birbirini dinlemektir.
Birinin başarısından rahatsız olmamaktır.
Başarılı olanın ayağına çelme takmamaktır.
Düşenin elinden tutmaktır.
Genç bir iş insanı önünü göremediğinde ona yol göstermektir.
Sanayici dara düştüğünde kapısını çalabileceği birinin olduğunu bilmektir.
Bazen iki insan birbirine düştüğünde: “Gelin, oturun bakalım...” diyebilecek bir büyüğün bulunmasıdır.
Erzurum iş dünyasının bugün böyle bir ortak büyüğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Bir ağabeye...
Bir akil insana...
Bir ak saçlıya...
Hatta yeri geldiğinde bir babaya...
Ve benim Lütfü Yücelik'in bu seçimi kazanmasının Erzurum açısından yararlı olacağını düşünmemin temel nedenlerinden biri de budur.

O FOTOĞRAF BANA BUNU ANLATTI
İşte tekrar Hakkı Hınıslıoğlu'na dönüyorum.
Geçmişte aynı düşünmemiş iki insan bugün aynı yerde durabiliyorsa bunu küçümsememek gerekir.
Çünkü Erzurum'un en büyük sorunlarından biri yıllardır şudur:
Kırılırız.
Küseriz.
Sonra da birbirimizin yüzüne bakmayız.
Bunun bedelini ise kişilerden çok şehir öder.
Hakkı Hınıslıoğlu'nun o açılışta bulunmasını bu nedenle değerli buldum.
Eğer geçmişin iki güçlü ismi yıllar sonra Erzurum için aynı fotoğrafın içerisine girebiliyorsa...
Beyler Yıldız'ı, Bayram Çeliker'i, Hüseyin Polat'ı, Ahmet Satılmaz'ı, Murat Turan'ı, Engin Çimen'i yeniden aynı ortak aklın içerisine davet edebiliyorsanız...
Yeni kuşak neden gelmesin?
Sanayici neden gelmesin?
Tüccar neden gelmesin?
Girişimci neden gelmesin?
Erzurum neden yeniden aynı masaya oturmasın?

GENÇLERİN ÖNÜNDE DEĞİL, YANINDA
Lütfü Yücelik'in bundan sonra yapabileceği en büyük yanlış, her şeyi yeniden kendisinin yapmaya kalkışması olur.
Buna ihtiyacı yok.
Erzurum'un da buna ihtiyacı yok.
Onun rolü artık başka olmalı.
Gençlerin önüne geçmek değil, yanlarında durmak.
Ama yalnız gençlerin de değil...
Tecrübeli, başarılı, yıllarını ticarete ve sanayiye vermiş insanların birikimini de aynı yapının içerisine katmak.
Bir kuşağın bildiklerini diğer kuşağa aktarmak.
Gençlere alan açmak.
Hata yapmalarına izin vermek.
Ama düştüklerinde kaldırmak.
Çünkü gençliğin enerjisi vardır.
Hayali vardır.
Cesareti vardır.
Tecrübenin ise hafızası vardır.
Nerede duvar olduğunu bilir.
Hangi kapının nasıl açıldığını bilir.
Nerede hata yaptığını da bilir.
Asıl ustalık, kendi yaptığın hatayı senden sonra gelenin yapmasını engelleyebilmektir.
İşte Yücelik'in etrafında oluşmaya başlayan yapıyı değerli kılan taraf bana göre budur:
Ak saçlısı var.
Tecrübelisi var.
Başarılı iş insanı var.
Genç girişimcisi var.
Yeni kuşağı var.
Eğer bunlar gerçekten aynı hedef etrafında birleşebilirse ortaya yalnızca bir seçim listesi değil, Erzurum için gerçek bir ortak akıl çıkabilir.

“ZİHNİYET DEVRİMİ” SÖZÜNE TAKILDIM
Lütfü Yücelik seçim ofisinin açılışında “30-0” dedi.
İddialı bir hedef.
Olur mu?
Sandık bilir.
21 Kasım'da tüccar ve sanayici kararını verir. Benim kulağım 30-0'da kalmadı.
Ben, başka bir sözüne takıldım:
“Erzurum'da zihniyet devrimine ihtiyacımız var.”
Ardından da iş yapan, başarılı olan insanların önüne engel çıkarılmaması gerektiğini söyledi.
İşte mesele tam burada Lütfü Bey!
Mesele 30-0 değil.
Mesele sizin yeniden başkan olmanız da değil.
Mesele Erzurum'un kaybettiği birlikte iş yapabilme kültürünü yeniden kazanmasıdır.
Başaranı aşağı çekmemek...
Düşenin elinden tutmak...
Gençlerin önünü açmak...
Tecrübelinin birikimini heba etmemek...
İnsanları siyasi görüşüne, etnik kimliğine, mahallesine, grubuna göre ayırmadan üretenden yana durmak...
ERÇİMSAN'da olduğu gibi gerektiğinde Erzurum için aynı hedef etrafında birleşebilmek...

BU SEÇİMDE BENİM KANAATİM BELLİ
Gazetecinin görevi soru sormaktır.
Eleştirmektir.
Yanlış gördüğünde yazmaktır.
Yarın Lütfü Yücelik seçilir, yanlış yaparsa onu da yazarız, daha önceleride yazdık.
Onun için lafı eğip bükmeye gerek yok:
Ben, Lütfü Yücelik'in bu seçimi kazanmasının Erzurum için yararlı olacağını düşünüyorum.
Bunu bir kişiye duyduğum yakınlıktan söylemiyorum. Geçmişte yaptıklarına bakarak söylüyorum.
ERÇİMSAN'a bakıyorum.
Aşkale Çimento'nun hikâyesine bakıyorum.
Geçmişte birbirinden uzak durmuş insanların bugün aynı fotoğrafta buluşabilmesine bakıyorum.
Yılların tecrübesini taşıyan isimlere bakıyorum.
Başarılı iş insanlarına bakıyorum.
Ve onların hemen yanında duran yeni kuşağa bakıyorum.
Ortaya çıkan fotoğraf bana şunu söylüyor:
Erzurum'un yeni bir kişiler kavgasına değil, yeni bir birliktelik hikâyesine ihtiyacı var.
Lütfü Yücelik bunu başarabilirse...
Kendisini yalnızca ETSO Başkanı olarak değil, o masanın büyüğü olarak konumlandırabilirse...
Tecrübeyi gençliğin enerjisiyle buluşturabilirse...
Dara düşenin kapısını çalabileceği, ihtilafa düşenin sözüne güvenebileceği bir ağabey olabilirse...
Ve günü geldiğinde kendisinden sonra o masaya oturacak insanları yetiştirebilirse...
İşte o zaman 30-0'ın gerçekten hiçbir önemi kalmaz.
Çünkü o zaman seçimi yalnız Lütfü Yücelik kazanmış olmaz.
Gençler kazanır.
Tecrübe kazanır.
Ortak akıl kazanır.
Birlikte iş yapma kültürü kazanır.
Ve en önemlisi...
Erzurum kazanır.


