Çoruh coşarsa!

Yayınlanma : 18 Eylül 2026 20:25

“Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum…”

Kemalettin Kamu’nun Bingöl Çobanları şiirindeki bu dizeyi ne zaman okusam, dağların ardında kalan çocukları düşünürüm.

Dünyayı yaşadığı vadiden ibaret sananları… Uzak şehirlerin adını bir öğretmenin ağzından duyanları… Önüne serilen haritaya bakarken kendi köyünü arayanları…

O çocukların içinden geldim ben.

Bilirim; dağların arasında büyüyen bir çocuğun hayali küçük değildir. Bazen o hayale ulaşacağı yol uzundur. Bazen elinden tutacak biri eksiktir.

Şiirin bir yerinde şöyle der Kamu:

“Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek…”

İspir’den gelen açıklamayı, İspir Akademi’nin çalışmalarını ve üniversiteye yerleşen gençlerin isimlerini okurken bu dizeye takıldım.

Yıldızlar yerli yerindeydi.

Ama bu kez çocukların onlara ulaşmak için basabilecekleri bir basamak vardı.

ÇORUH’UN KIYISINDA BİR EĞİTİM KAPISI

Erzurum’un 20 ilçesinden biri İspir. Çoruh’un kıyısında, dağların arasında, tarihiyle, üretimiyle, gurbetçisiyle yaşayan bir memleket parçası.

2025 yılı için yayımlanan nüfus verisinde ilçenin nüfusu 13 bin 984 olarak yer alıyor. Yaklaşık 14 bin insan… Büyükşehirlerde bir mahallenin nüfusuna bile ulaşmayan bir ilçe.

Fakat bir memleketin yarınını yalnızca nüfusuyla ölçebilir misiniz?

Orada yetişen bir hekimin kaç insana şifa vereceğini, bir hukukçunun kaç kişinin hakkını savunacağını, bir mühendisin hangi işe imza atacağını bugünden hangi cetvele sığdırabilirsiniz?

İspir’de iki dönemdir belediye başkanlığını yürüten MHP’li Ahmet Coşkun’un İspir Akademi çalışmasını bu gözle okumak gerektiğini düşünüyorum.

Belediyenin tanıtım dosyasına göre Akademi, belediye binasının dördüncü katında hizmet veriyor. Ülkü Ocakları Uzaktan Eğitim Merkezi desteğiyle öğrencilerin ders çalışabileceği, sınavlara hazırlanabileceği bir ortam sunuyor.

Bir belediye binasının katlarından birinde çocukların geleceğe hazırlanması…

Üzerinde durulmaya değer.

Çünkü belediyenin kapısından giren bir çocuk, orada kendisine ayrılmış bir masa buluyorsa, o binayla kurduğu ilişki de değişir. Kendini o ilçenin geleceğinde söz sahibi hisseder.

ALTI İSİM, ALTI AYRI YOL

Başarıyı anlatırken rakamları peş peşe sıralamak kolaydır. Ben bu kez isimleri yazmak istiyorum.

Gönderilen Akademi dosyasına göre 2025’te Zeynep Sude Dursun, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine; Hatice Çalık, Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliğine; Hüseyin Çelik, İstanbul Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliğine yerleşmiş.

2026’da ise Beyzanur Örs, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesini; Murat Önder Çalık, Ankara Üniversitesi Matematik Bölümünü; İrem Alakuş, Gazi Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümünü kazanmış.

Altı isim.

Her birinin arkasında kendisinin bildiği bir çalışma hikâyesi, ailesinin taşıdığı bir umut, öğretmenlerinin emeği var.

Başarının ilk sahibi elbette o gençler. Masanın başında oturan, soruyla boğuşan, yorulup yeniden başlayan onlar.

Ailelerinin, öğretmenlerinin ve onlara çalışma imkânı sağlayanların katkısı da kıymetli.

Bir çocuğun emeğine yer açmak, bir memleketin geleceğine yer açmaktır.

İspir Akademi’nin değerini ben burada görüyorum.

ANKARA’YA UZANAN YOL

Ahmet Coşkun’un açıklamasına göre üniversiteye yerleşen altı gençle yapılan üç günlük Ankara ziyaretinde Ülkü Ocakları Genel Merkezi, MHP Genel Merkezi, İSPAV, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Anıtkabir ziyaret edilmiş.

İspir’in dağlarından Ankara’ya…

Bir gencin, adını kitaplarda okuduğu, ekranlarda gördüğü yerlerde yürümesi değerlidir. Yaşadığı vadinin ötesindeki hayatı tanır. O hayatın içinde kendisine de bir yer açılabileceğinidüşler.

Gençler, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile buluşmuş. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’ın davetiyle gidilen genel merkezde Tekno Ocak atölyelerindeki sunumları izlemiş.

İSPAV’da hemşehrileriyle bir araya gelmişler. Vakıf Başkanı Ahmet Sağsöz ve beraberindeki İspirlilerin ev sahipliğinde, memleket bağının Ankara’da da sürdüğünü görmüşler.

Üniversite için ailesinden ayrılan bir genç açısından bunun kıymeti büyüktür. Bir tanıdık ses, bir hâl hatır sorusu, gerektiğinde çalabileceği bir kapı…

Gurbeti biraz olsun hafifletir.

Ardından, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanı Azmi Güler’in mihmandarlığında Meclisi gezmişler. Genel Kurul Salonunu görmüş, Meclis lokantasında yemek yemişler.

O sofrada oturan altı genci düşünüyorum.

Daha yakın zamana kadar İspir’de sınav sorularına eğilen, üniversite hayali kuran gençleri… Şimdi millet adına kararların alındığı Meclisin çatısı altındalar.

Acaba o sıralara bakarken içlerinden biri, “Bir gün burada ben de Erzurum’u temsil edebilir miyim....” diye geçirmiş midir?

Bilmiyorum.

Ama bir çocuğun önüne böyle bir ihtimali koyabilmenin değerini biliyorum.

Bu ülkenin Meclisinde, Çoruh kıyısında büyüyen bir çocuğun da sözü vardır.

O sözün güçlenmesi için bilgi gerekir, emek gerekir, özgüven gerekir. Bazen de bir büyüğün elinden tutup “Gel, burası senin de memleketin” duygusunu yaşatması…

Sonra Anıtkabir…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuru…

İspir’den gelen bu gençlerin Anıtkabir ziyaretinde, Cumhuriyetin eğitimle açtığı yolu düşünüyorum.

Bir köy çocuğunun hekim olabilmesini… Bir kasabada büyüyen kızın hukuk okuyabilmesini… Ailesinin imkânları sınırlı bir gencin bilgisiyle, emeğiyle ülkenin geleceğinde yer alabilmesini…

Eğitimde fırsat eşitliği için önümüzde hâlâ uzun bir yol var. İspir Akademi gibi çalışmaların kıymeti de o yolun bir bölümünde çocukların yükünü hafifletmesinde.

Atatürk’e duyulan saygı, bir çocuğun eğitimine sahip çıkarken de hayat bulur.

Bir kitapta, bir çalışma masasında, öğrencisinin sorusunu sabırla cevaplayan öğretmende…

Belediye binasının dördüncü katında geleceğine hazırlanan bir gençte…

Anıtkabir’e giden altı gencin duygularını kendi ağızlarından dinlemek isterdim. Ben, onların yolculuğuna bakınca Kamu’nun başımızın üzerinde yıldızlar kadar yüksekte gördüğü arzuları hatırlıyorum.

Ve o arzulara erişebilmek için açılan her eğitim kapısının, Cumhuriyetin yarınına açıldığını düşünüyorum.

ŞİMDİ O KAPIYI BÜYÜTME ZAMANI

Coşkun, Akademi’nin mevcut yerleşkesini büyüterek 100’ün üzerinde öğrenciye ulaşmayı hedeflediklerini söylüyor.

LGS ve üniversite hazırlığında psikolog desteği, eğitim koçluğu ve uzaktan eğitim imkânlarını geliştirmekten söz ediyor. İspir’de bir Tekno Ocak kurulması da açıklanan hedefler arasında.

Bunlar henüz hedef.

Gerçekleştikçe, daha fazla çocuk yararlandıkça, yıllara yayılan bir eğitim desteğine dönüştükçe anlamı büyüyecek.

Altı gencin başarısını alkışlarken o kapının önüne gelecek yedinciyi, yirminciyi, yüzüncüyü de düşünmek gerekiyor.

Köyden merkeze nasıl ulaşacak?

Ders çalışacağı zaman ve ortam olacak mı?

Ailesi eğitim giderlerini karşılamakta zorlandığında yanında kim duracak?

Bir projenin asıl gücü, bu sorulara verebildiği cevaplarda ortaya çıkar.

Çocuğun soyadını, ailesinin imkânını, siyasi tercihini sormadan açılan her eğitim kapısı, bu memleketin ortak kazancıdır.

İspir Akademi’nin bu anlayışla büyümesini isterim.

Ahmet Coşkun’un başlattığı çalışmayı kıymetli bulmamın nedeni de budur. Belediyeciliğin insan hayatına doğrudan dokunan, sonucu yıllar sonra bile görülebilecek bir tarafını hatırlatıyor.

Yol yaparsınız, iki yer arasındaki mesafe kısalır.

Eğitime destek olursunuz, bir çocuğun hayaliyle hayatı arasındaki mesafe…

DAĞLAR YERİNDE KALSIN, ÇOCUKLARIN ÖNÜ AÇILSIN

Kamu’nun şiirindeki çobanın sesinde, insanın içine oturan bir kabulleniş vardır. Sanki doğduğu yer, yapacağı işi de kurabileceği hayali de onun adına çoktan seçmiştir.

Çobanlık emektir. Toprağı işlemek, hayvan yetiştirmek bilgidir, alın teridir.

İtirazımız, bir çocuğun başka bir hayatı seçme hakkından mahrum bırakılmasına.

İster toprağında kalsın, üretimini bilgiyle geliştirsin; ister hekim, mühendis, hukukçu olsun. Yeter ki önündeki seçenekleri görsün. Kararını çaresizlik vermesin.

Çoruh’un kıyısında büyüyen çocukların ufku, karşılarındaki Korga Dağı’nda bitmesin.

Bugün altı gencin açtığı yoldan yarın başkaları yürüyebilsin. İspir’den çıkıp dünyaya dağılsınlar; bilgileriyle, işleriyle, dayanışmalarıyla memleketleriyle bağlarını sürdürsünler.

Ahmet Coşkun’a, Akademi’de emek verenlere, öğretmenlere, ailelere düşen de bu yolu açık tutmaktır.

Bizim payımıza ise yapılanı görmek, hakkını teslim etmek ve verilen sözlerin takipçisi olmak düşer.

Çoruh coşarsa sesini vadinin ötesine taşır.

Bir çocuk okursa, bir memleketin ufku gelişir.